Sevgi Bağımlılığı

Bir gün adamın biri zamanının Sufi üstadlarından birini ziyarete gelmiş ve ona şu soruyu sormuş:
“Ön yargılarımdan ve bağımlılıklarımdan nasıl kurtulabilirim?”
Üstad ona cevap vermek yerine ayağa kalkmış ve yakında bulunan bir sütuna kollarını dolayarak bağırmaya başlamış:

“Beni bu sütundan kurtarın!!! …

Adam şaşkınlıkla bakarak, Üstadın deli olduğunu düşünmüş ve ona şöyle demiş:
Neden böyle yapıyorsun?

Ben senin akıllı birisi olduğunu düşünerek ruhsal bir soru sormaya geldim. Ama görüyorum ki sen delinin tekisin, sütunu sen tutuyorsun, sütun seni tutmuyor! Bırak gitsin!”

Üstad sütunu bırakmış ve şöyle demiş: “Bu söylediğini gerçekten derinlemesine anlayabilirsen, kendi cevabını vermiş olacaksın. Bağımlılıkların seni tutmuyor, sen onları tutuyorsun! Bırak gitsin!”

Kendini değiştirmeli insan..Yaşananlara bakış açısını değiştirmeli..

Özeleştiri yapabilmeli kendine..

Önce kendini yargılayabilmeli..
Sonrasını BIRAK GİTSİN….

 

SEVGİ BAĞIMLIĞI

Daha çocuk yaşta başlıyoruz sevgiyi ölçmeye annem beni mi daha çok seviyor, kardeşlerimi mi? Beni daha çok sevmesi için ne yapmalıyım? Ve neden ben diye başlayan yolculuklar başlıyor minicik bedenlerde.. yaş belki 5 belki de 7 genellikle. Her yaşta insan beyni algılamaya açıktır ve açıklamalarla karşılaştırmamalarla çalışıyor. Bir şeyi öğrenebilmek için ihtiyaç duyduğumuz şey tam karşıtı oluyor. Tam da burası işte ayrılık öğrenilsin diye önce birliktelik deneyimleniyor. Karanlıkta görülüyor ışık.. hatta ışığı oluşturanın kendisi de karanlık oluyor. En ince noktalarımızdan birisi sebepsiz bulduğumuz olaylardır aslında. Neden diye sorduğumuzda alamadığımız yanıtlar. Sebebini çözemeyen zihin sonsuz bir çıkmaz sokak çevreler kendi etrafında. Defalarca sorular sorulur ve yanıtlar alınamaz ise büyüklerden, o minicik beden sahibi anında kararlar almaya başlar ve adına hayat der. Hayata dair genellemeler yapmaya koyulur. İnanç ve güvensizlik ile takip eden süreç yerini çoktan almıştır. Somut olmayanlar deneyimlensin diye yaşamın kendi içinde ayrılan inançlar oluşturulmaya başlanır. Kişilik adını verdiğimiz bizi sınırlayan inançlarımız. Aile içinde alınan eğitimin en büyük kanalı da bu kısımdır hatta hayata dair en önemli kısım da diyebiliriz. Sevgiyi koruma ve kollamanın şartı gibi görüyoruz bazen de. Sevgi olursa güvenirim, severse beni de düşünür, severse destek olur gibi… her şeyi bir noktaya bağlamaya da geçince elimizde verilerle sevgi ihtiyacımızı karşılamak için adım atmaya hayatımızı çektiğimiz arkadaşlarımızın dostlarımızın bu kalıba uymasını sağlamaya çalışır, çabalar dururuz. Tabi zaman da bu noktada kalmaz, bir birine benzer deneyimler, alınmaya çalışılan dersler ama tamamlanmayan kapanmayan yaralar. Yola çıkmadan önce ana tanımların karşılıklarına bakarak ilerlemek gerektiğini çok sonra öğrendim. Sohbet mi ediyorum, yakınıyor muyum? Paylaşıyor muyum? Dürüst müyüm? Neden insanları deniyorum derken ana tanımlarda sapma olduğunu farkettiğim bir yolculuk oldu. Kendi topraklarımda keşfedilmeyi bekleyen kıyılar mevcut. Keyifli bir o kadar da meşakkatli. Sevgi bağımlılığı insanları sevmeye zorlamak, zorladığını sanarak aslında kendini zorlamak. Sizin hiç oldu mu bilmem sevmek için zorladığınız kendinizi. Benim oldu. Sevecek sevebilecek yanlarını görmeye çalışmak. Sevmek gerekiyordu, hayat kuralı gibiydi. Seversen sevilirsin inancımı bu noktada büyütmüş, sevmek için kendimi zorlar olmuştum. Hatta karşımdakini de. Onun beni sevmesi için kendimden vazgeçme  noktasında yaptığım bireysel ihanetlerim de aynalık etmiş bana. Hayır diyememekle başlıyor bireysel ihanetler. Neden hayır diyemediğinizi hiç düşündünüz mü? Neden kendi duygu ve düşüncelerinize karşı duyarsız kalıp karşıdakinin sevgisine ihtiyaç duyarak kendinizi kapattığınızı? Çocuklukta başlıyor hikayemiz. Aile sevgisini tamamlamayan eril / baba ve dişil / anne sevgisinin eksikliği insana yetişkin çağlarında derin yaralar açabiliyor. Sebebini bilemediğimiz garip düşünceli haller. İçim sıkılıyor ama neden bilmiyorum gibi cümleler baş gösteriyor. Depresyon beynin kendini iyileştirmek süreci diye bakıldığında düşünmek için ayrılan hayat molası. Onu görmezden gelmek ve kapatmak için kullandığımızda ise sorun daha da genişliyor. Enerji bedenimizde aktif rol oynayan katmanlar birikmeye başlıyor. Sevgisizlik korkusu ile başlayan, zorlama serüveni kişinin yalnızlık korkusunu da tetikliyor tabi. Kaybetme korkusu da takip eder hale geliyor. Ve hayat deneyimlerin de sürekli bunlar yaşanıyor. Kaybetme olayları, ayrılıklar, ölüm acıları, taşınma gibi… Bireysel farklılıklar gösterecek ama tanımı aynı olan kaybetme hikayeleri. Ana travma  bulunana dek hayatın akışına ayak uydurmak ve hayata güvenmek oldukça zor bir hal alabiliyor. Bunun için genellikle bu tür korkuların itirafı ile başlayan bir reçete ile çalışıyoruz. Sonrası ile kendini sevmekle devam ediyor… sevgi bağımlılıklarımızı farkedip, özgürleşebilmek dileğiyle… evet hayat sevince güzel, karşılıksız sevince… mutlu kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir