Yaşam mı Ölüm mü?

Yaşam mı Ölüm mü ?

Değişim için bir fırtına beklemek, takılı kaldığım ortamı terketmek için zorundalık kavramlarına sığınmak gibi zamanları beklemişim ben hep. Oysa örnekler vardı önümde, gemi limana bağlanmak için yapılmamıştı. Evet liman güvenli idi. Dalga yoktu, risk yoktu, yol yoktu, yolculuk da yoktu. Hedef de yoktu. Peki neden gemi vardı? ne için yapılmış ise onu yapmalıydı..

Ne için buradaysan o ol!

Kalbimde bana verilen bir pusula vardı, yol belirten. Bu güne dek hiç kullanmamıştım ki. Lazım da olmamıştı. Kariyer vardı, çevre vardı, idealler vardı filan. Ama kalbim yoktu o çerçevenin içerisinde. Hatta hissetmek de yoktu. Aileme göre uygun olan benim için de uygun olmalıydı. Topluma göre olası olan ve kabul edilebilir olan benim için uygulanabilirdi. O sınırdan çıkamazdım. Bir sınır vardı. Denenmişti daha önce. Defalarca belki de o kuralların dışına çıkanlar mutsuz olmuştu, korkuyordum sınırı aşmaktan farklı düşünmekten. Ya değişirsem? Ne olacaktı ? ya kendime gelir hiç yapılmamış bir projeye adım atarsam? Olmayacak bir işe kalkışırsam yada bir rol modelimin bana söylediği şekilde anlatmam gerekirse, başımdan büyük işlere kalkışırsam ne olacaktı? Bilinmedik yol güvenli olmazdı. Güven önemliydi.  Bilinçaltı kişiyi ölümden bu yolla koruyordu! Karanlık bilinmezdi, o nedenle tehlikeli idi. Işık tahmin edilse bile görünmüyor ise şüpheliydi. Arkasından gelsin ümitsizlik senaryoları ve sonlanmayan döngüler… (hayatımızda birden fazla benzer olay yaşıyorsak buna döngü diyoruz).

Önce büyük bir heves gelişti bende. Kişisel gelişim… seanslar.. eğitimler.. kitaplar.. Uygulamaya geldiğinde ise uzak duruyordum her şeyden. Pek marifetli olduğumdan da bahaneler üretiyordum kendime. Çalışmaktan kaçıyordum ki biliyordum da kaçtığım şey aslında kendimdi. Kendimden başkası da aslında yoktu. Kendime hesap vermeliydim herkesten ve her şeyden önce. Peki hissetmeyince nasıl olacaktı?  Hislerle barışmak gerekiyordu her şeyin önünde. Peki dedim hissedelim öncelikle, topladım cesareti aldım kendim ve beni çıktım yola.. enerji merkezlerinin çalışmasına dengede bulunabilecek birkaç denge seansına…. Sonrası ise bir günlük yorgunluk ardından bir his patlaması. Sulu göz bir ben ile karşılaştım! Hiç ağlamayan buz gibi ruhsuz bir kadını oynarken ağlayabilen bir tip vardı karşımda. Evet hissediyordum! Çakralarımda yapılan denge seansından sonra hislerim açılmıştı. Değişiyordum! Tam da korktuğum gibi. Olmamalı diyordu bilinçaltım! Hayır güvensiz! Olduğun yerde kal seval! Burası daha güvenli. Çiz daireni gir içine dışarı bakma bile nefes de alma, hatta hissetme. Ne mutlu ol ne de mutsuz. Yaşa gitsin nasılsa bitecek hayat! Bir rüya gördüm o gecenin sabahında. Yaşam mı seçeceksin diyordu, ölüm mü? Yaşamak diyorsan, tam ve doyasıya yaşayacaksın. Ölüm diyorsan zaten ölüsün! Kal orada diyordu… yaklaşık bir hafta düşünmüştüm. Yaşam mı ölüm mü diye. Ben aslında ölü olmayı nefes almamak sanıyorken, ölü olmak hissizlikmiş! Bunu öğrendim önce. Yaşamaya niyet ettim sonra… ya siz ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir