Yaşamayı bilmek..

Beni büyüten bana yardım eden inançlarım var benim. Ailem sevdiklerimle örülü… ne kadar mutlu olduğum ise şartlara bağlı. Mutluluk neydi sahiden, isteklerimin olması mı ? isteklerle mi sınırlıyorduk? Dediğim olmadıysa öfkeliyim, beklediğim gelmediyse ben değersizim filan… kalıpları koydum kendi sınırlarımı çizdim. Bir inancı ötekine bağladım. Bir olayı diğerinin armağanı olarak seçtim. Değer vermeyi de feda-karlık bildim. İsteklerim oldu, beklediğim geldi. Hala bir şeyler bir yerlerde eksik… öyleyse ben yaşamayı bilmiyor muyum? Peki ne istiyorum hayattan. Daha fazla para ? daha fazla sevenim olmasını mı? Sevdiklerini sosyal ağlardaki beğeni sayısından mı takip ediyorum? Değilse nasıl ? Sevdiğimden emin olurum da, nereden biliyorum yeteri kadar sevildiğimi, ya da istediğim kadar sevdiğini? Ona da şartlar mı koysam, evet en güzeli. Böylece tartabilirim (!)

Her istediğim olmadığında söylerdim bu cümleyi, ben yaşamayı bilmiyorum.. Ne anlatıyordum kendime? Neyi öğrenmeliydim kendimce. Daha iyisi daha mükemmeli daha kusursuzu.. daha çok sevgi.. daha çok kazanç.. daha çok emek… hangisi gerçekte beni mutlu etmeye yetiyordu?

Tüm mutluluklarım kısa vadeliydi. Anlık. Sonrasında unutuyordum. Bir yıl sonra hatırlanıyor mu mutluluk anları? Evlilik yıl dönümü gibi bir olay değil ise anılmıyor bile. Unutuyorsun gidiyor, kaza – hastalık geçirdin ise tüm detaylar an be an seninle… haksızlık, yanlış anlaşılma, haksız yere suçlanma gibi duygusal kazalar da çok net hatırlanıyor. Hiç üzerinde konuşulmuyor olsa bile, biliyorsun hepsini…

Yaşamayı bilmiyorum derken, yaşadığım dünyaya anlam vermeyi deneyip, veremediğimi anladım yıllar sonra. Kendime anlam vermek mi? Ya yeteneklerime? Yok o kısım düşünülmeye bile değmiyordu : )

Bazı kurallar vardı kesin ve kati olarak gördüğüm. Yalandan uzak dur. Yalan kötüdür. Sürekli doğruyu söylüyor doğru ile yaşıyorsun. Sonra da fazla doğrucu oluyorsun 🙂 o noktada yine kopuyordum, ben yaşamayı bilmiyorum kesin! Bir yerde bir şeyler yanlış ama ne? Ben toptan yanlışım demek ki. Bunca hata olur muydu? Öğretmişlerdi yalan söyleme diyorlardı. Kalp kırıyorsan SUS dememişlerdi,  kendi kalbini doğrunla bir tutmak yoktu. Gökyüzünün mavisi gibi dümdüzdü yaşam o noktada gördüğüm. Ya beyazdı ya da siyah. GRİ’den haberim yoktu. Kaybettin mi hak etmiyorsun demekti. Kazandın mı, şans olmuştur tamamen tesadüf. Yoksa kazanmak kim, ben kim.. burada kendine acıma da cabasıydı. Zavallı ben.(!) Düşünmeyi bilmeden yaşamayı öğrenmek kolay değildi.. Hayal kurmaktan bile korkar olmuştum.

Öğrenmeye iten sebeplerimi fark ettiğimde kalbimde bir tebessüm beliriyor.

Yaşamayı bilmek, her şeye anlam vermeyi denemeyi bırakmaktan geçiyor. Öğrenmekten öte, OLMAKTAN geçiyor. Sevmekten çok sevgi olmak. Kitap okumaktan çok kitap olabilmek. Dürüst olmaya çaba harcamak değil, doğrunun kendisi olmak. Kendi doğrularını yazabilmekten geçiyor.  Beklemekten çok sonuca gitmekten geçiyor. Beklentisizce aldığın nefese hayranlık duymaktan. Yorumlarını yaparken karşılaştırmadan, her yaşadığım bana özelmiş gibi yaşamaktan geçiyor. İşte o zaman yaşamayı öğrenmiş oluyorsun. Şimdiye kadar bilmeden yaşamış şimdiden sonra kendi hikayesinin figüranı olmayı bırakıp yönetmen olduğunu fark etmekten geçiyor…

Tüm yönetmenlere sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Open chat